Son yıllarda okuduğum en etkileyici ekonomi kitaplarından biri. Eric Beinhocker, McKinsey danışmanlık şirketine bağlı oldukça genç bir düşünür. Ancak bu kadar genç olmasına karşın üretmiş olduğu bu denli yoğun bir çalışma gerçekten insanı kıskandıracak güzellikte. Beinhocker’ın kitabı, Yeni Klasik İktisat adı verilen geleneksel iktisat teorisinin çok ciddi bir eleştirisi. Yazar, bugün bile makroekonomik kararların verilmesinde en belirgin rolü olan bu iktisat dalının, matematik biliminin görece ilkel olduğu ‘calculus’ matematiği döneminde formüle edildiğini ve zaten en büyük eksikliğinin de buradan kaynaklandığını söylüyor. Zira bilgisayarların olmadığı dönemlerde hesaplama yapabilmek için, ekonomiyi etkileyen çoklu değişkenlerden önemli bir bölümünü modelin dışında tutmanız gerekiyordu. O nedenle de iktisadi modeller, bu zorunluluk gereği yapılan basitleştirmeler içermek mecburiyetinde kalıyordu. Ama sebep zorunluluk bile olsa, ekonomiyi etkileyen en önemli unsurların model dışında bırakılması bu modelleri gerçekçi olmama tehlikesine düşürür. Beinhocker, geleneksel iktisat teorisinin aynen bu tehlikenin içinde olduğunu söylüyor.

 Örneğin ‘teknolojik değişim’ geleneksel iktisat teorisine göre ‘dışsal’ bir faktör olarak kabul edilir. Ama hayatın gerçeği, ekonomik büyümenin en önemli itici gücünün teknolojik değişim ve innovasyon olduğunu hepimize göstermiştir. O zaman, yani bu kadar belirgin bir unsuru model dışı bırakan bir ekonomi düşüncesine ne denli güvenebileceğiniz ortadadır. Beinhocker ekonomilerin kompleks sistemler olduğunu ve bu nedenle de iktisat teorisinin bu gerçeği göz önüne alarak yeniden yazılması gerektiğini söylüyor. Buradan hareketle de kendisinin de içinde bulunduğu bu yeni iktisat teorisi oluşturma çabalarına ‘Kompleksite İktisadı Devrimi’ adı veriyor. Önerdiği bu yeni iktisat teorisinin temelinde ise Evrim Teorisi yatıyor. Beinhocker, ekonomik sistemlerin de aynen organizmalar gibi etkileşimler içinde evrim geçirdiğini ve eğer elle tutulur ve işe yarar bir iktisat teorisi yazılacaksa,bu teorinin evrim gerçeği üzerine oluşturulması gerektiğini söylüyor.

Bence her bölümü son derece çarpıcı ve bir o kadar vizyon açıcı olan bu kitabı, iktisat bilimiyle ucundan bile ilgili olan meraklı herkes okumalı. Gerçekten zevkli. 

 
İnnovasyon üzerine yazılmış en çarpıcı kitapların başında geliyor. Hatta belki de en çarpıcısı. Prof. Clayton Christensen Harvard Üniversitesi öğretim üyelerinden. Kitabın diğer yazarı Michael Clayton ise bu yıl bizim düzenlediğimiz İnnovasyon Konferansı’nda konuşmacı olarak yer alacak.

Kitap, adına “düzen-dışı innovasyon” diyebileceğimiz “disruptive innovation” kavramını çok çarpıcı bir şekilde geliştirip örnekliyor. Christensen’in bir önceki kitabı ‘The Innovator’s Dilemma’da, piyasalardaki mevcut şirketlerin kendi rekabet düzenleri içinde zorunlu olarak piyasaların daha üst fiyat segmentlerine yöneldikleri, bu eylemin ise aşağıdan gelen yeni rakipler tarafından büyük bir tehlikeyi yarattığı vurgulanıyordu. Yani tam bir ikilem (dilemma): Üst piyasalara yönelmesen mevcut maliyet yapın kurtarmayacak, yöneldiğin zaman ise alt-pazardan gelecek tehditlere açık olacaksın.

Christensen bunu izleyen The Innovator’s Solution isimli kitabında ise, bu tehdide maruz kalmayı beklemek yerine, şirketlerin kendilerinin pazarın alt segmentlerine yönelik yepyeni ürün ve hizmet fikirleri bulmalarının daha akılcı olduğunu söylüyor. Ardından da bu ‘düzen-dışında’, yani mevcut rekabet düzeninin gerektirdiği rekabet stratejilerinin dışında yenilikler yapması gerektiğini savunuyor. Kitap, son derece ayrıntılı ve aydınlatıcı örneklerle bu önemli tezi ortaya koyuyor. Bu kitap dünyada en çok satan innovasyon kitabı. Ayrıca da çok etkisi olmuş olan bir kitap. Bu kitabın tezleri doğrultusunda Renault şirketi bile bugün satış fiyat 3.000 Euro olan bir otomobil tasarlama çabasında.  

Son yıllarda okuduğum bir diğer çarpıcı ve o ölçüde etkileyici kitap: Çöküş. Jared Diamond’u tanır mısınız, bilmiyorum. Daha önce tüm dünyada çok fazla satan, tanınan ve itibar kazanan ‘Tüfek, Mikrop ve Çelik’ isimli insanlık tarihi kitabının yazarı olan ‘coğrafya’ profesörü. Diamond, TUBİTAK tarafından yayınlanmış olan bu bir önceki kitabında insanlığın tarih boyunca nasıl medeniyetler inşa ettiğini hayranlık uyandıran bir analizle anlatırken, ‘Çöküş’ isimli bu son kitabında ise insanlar olarak nasıl hep birlikte gezegenimizin sonunu getirmekte olduğumuzu belgeliyor. Yazar, günümüz Amerika’sından antik Maya uygarlığına kadar farklı medeniyetlerin nasıl kendilerini yok ettiklerinin ayrıntılı ve etkileyici bir analizini sunuyor. Sonuç hepsinde aynı: Kendi ekolojimizi kendi elimizle yok etmemiz. Tarih boyunca, Mezopotamya’dan tutun bugünlere dek topluların çöküşlerinin hep ve her zaman kendi çevrelerini bozmaları sonucu ortaya çıktığını savunan kitap,Türkiye’nin de nasıl hızla çölleşmekte olduğuna değiniyor.

Benim bu kitabı okuduğum dönem, yeni kitabım olan ‘Türkiye Nasıl Zenginleşir’in piyasaya çıkmasının hemen öncesi. Yani, ben bir taraftan toplum olarak nasıl kendi varlığımızı daha yukarı çıkartır ve kişi başı milli gelirimizi nasıl 15.000 dolar ve ötesi seviyelere taşırız derdiyle uğraşırken, en az bunun kadar önemli diğer sorunun bu gelirleri bile arar duruma nasıl gelmeyiz sorusu olduğuna daha fazla inanır olmaya başladım. Zaten benim kitabımın içinde de bu çevre konusunun ne denli önemli olduğu ve kalkınmamız açısından ne denli yaşamsal olduğu kritik bir yer tutuyor. Ama meselelere Diamond’un baktığı açıdan bakınca insan ister istemez ciddi bir karamsarlığa kapılıyor. Karamsarlığa kapılmanın bizatihi bir zararı yok. Asıl problem bu karamsarlık konularının gerçek olma ihtimali. İşte bu nedenle de toplumların çöküşlerine yol açan temel meselenin bugün basınımızın değerli kalemlerinin ve muhalefetin değerli sözcülerinin sandığı gibi “Cari Açık” olmadığı, tam tersine kaynakların israfı ve çevrenin tarumar edilmesi olduğu gerçeğini ne denli erken kavrarsak toplumsal başarımızı o kadar fazla olası kılarız. Bu kitabı herkesin mutlaka okuması, toplumsal bilinç açsından çok önemli diye düşünüyorum.  

Şu sıralar üzerinde çalıştığım konu, daha önce de belirttiğim gibi, ‘Türkiye Nasıl Zenginleşir’ konusu. Bunun için de, yeni çıkan kitabımda meseleye çok farklı açılardan yaklaşıp farklı bir ekonomik strateji önerisi getirdim. Bu çalışmam sırasında üzerinde durmam gereken en önemli konuların başında, elbette, hızla yaklaşan enerji krizi ve hepimizi derinden etkilemeye daha şimdiden başlayan küresel iklim değişikliği konuları geliyordu. Türkiye’nin önümüzdeki 15 ila 20 yıl içerisindeki kalkınma stratejilerinde bu unsurları göze almaktan başka çaresi yok. İşte bu ilgi nedeniyle Temiz Teknoloji Devrimi isimli bu çok başarılı kitabı okudum.

Yazarlar, ABD’de kurulu olan ve The Economist gibi ciddi dergilerin sıkça alıntı yaptığı Clean Edge Research isimli araştırma firmasının kurucuları. Kitapları, teniz teknolojiler konusunda bugün bulabileceğiniz en iyi başvuru kaynağı olma özelliği taşıyor. Yazarlar Temiz teknoloji alanlarını sekiz guruba ayırıyorlar ve her bir gurup için dünya piyasasındaki mevcut durumu ortaya koyup 2016 yılına dek büyüme ve yatırım potansiyelini değerlendiriyorlar. Bu kitap hem temiz teknoloji konusunda merkezi ve yerel hükümetler için önemli bir başvuru kaynağı (eğer ‘Çöküş’ istemiyorsak), hem de potansiyel yatırımcılar için bir yatırım analiz rehberi olma özelliği taşıyor. Son derece güncel bilgiler ve ciddi açıklamalar içeren bu kitabı hararetler tavsiye ediyorum.  

Alvin Toffler ve eşi Heidi Toffler çok ünlü iki fütürolog, yani gelecek bilimci. Daha önceki kitapları Üçüncü Dalga muhtemelen okumuş olduğunuz kitaplar arasında. Bu son çalışmalarında yazarlar artık dünyanın sanayi toplumunun ötesine zaten geçmiş olduğu ve zenginliğin artık sanayiden değil bilgiden kaynaklanacağını söylüyorlar. Bu açıdan bakıldığında Üçüncü Dalga isimli kitaplarının tezinden farklı bir şey yok. Ancak bu kitapta farklı olarak ‘prosumer’ gibi bir kavram geliştiriyorlar ki bu da İngilizce dilinde üretici anlamına gelen ‘producer’ kelimesiyle tüketici anlamına gelen ‘consumer’ kelimesinin birleşiminden oluşmuş. Toffler’lara göre artık hepimiz hem birer üretici hem de tüketiciyiz ve toplum giderek bu yönde organize olacak.

 Şimdi bu dedikleri ne denli gerçekçi bunu kestiremiyorum ve aslında çok da ciddiye almıyorum ama kitaba bayıldığımı söyleyebilirim. İşin esası kitap oldukça dağınık ve takip etmesi son derece zor. Toffler’ların zaman zaman ne demek istediğini karıştırabiliyorsunuz. Ama bu kitabı hazırlamak konusundaki emek, toplanan bilgilerin içerdikleri ince detay, bu denli yaşlı insanlar olmalarına karşın beyinlerin pırıltısı, dünya konularına böylesine yakın ilgi, meselelere hiç alışmadığınız açılardan bakma becerisi ve bunun okura verdiği keyif benim için bu kitabı çok ama çok değerli bir kitap haline getiriyor. Okurken kendimi giderek daha zenginleşmiş hissettim.  

Bayıldığım ve okurken elimden bırakamadığım kitaplardan biri daha. Aslında bu benim yemek kültürü ilgi alanıma giren bir kitap, ama bu kitapta verilen bilgilerin bir bölümünü ‘Türkiye Nasıl Zenginleşir’ isimli kendi iktisat kitabımda bile kullandım!

Kitap, Fransa’nın nasıl olup ta yüksek modanın, rafine yemeğin, şık kafelerin, sofistikasyonun ve zarafetin merkezi haline geldiği sorusunun yanıtını arayan bir tarih kitabı. İnanılmaz keyifli, inanılmaz eğitici ve inanılmaz şaşırtıcı. Yazar bizlere Fransa’da 16 ve 17nci yüzyıllarda bir kral ve onun kafaya takık bir ekonomi bakanı sayesinde nasıl bir şıklık ekonomisi yaratıldığını çok çarpıcı bir dille ve verilerle anlatıyor. Burada sözü edilen kral, XIV. Louis ve ekonomi bakanı da Jean Baptiste Colbert. Bu ikili bilinçli bir politika uygulamak suretiyle Fransa’yı ve özellikle de Paris’i kitabın başlığındaki endüstrilerin merkezi haline getiriyorlar. Ve son 250 yıldır da Paris bu özelliklerini sürdüren bir şehir olma özelliğini sürdürebiliyor.

Kitap, gerek yeme-içme konularına meraklıların pek çok açıdan bilgilenmesini sağladığı gibi, ekonomik kalkınmayla ilgili olanlara da çok renkli ve hoş lezzetlere sahip bir kaynak oluşturuyor. Mükemmel bir tatil kitabı olduğunu söyleyebilirim. Keşke birileri Türkçeye çevirse diye de bekler dururum.  

Ekonomi, business ve ülke yönetimiyle ilgili herkesin mutlaka okuması gereken çok ama çok önemli bir kitap. 2006 yılında Boyner yayınlarından Türkçesi de yayınlandı:’Dünya Düzdür’. Thomas Friedman, New York Times gazetesinin uluslararası ilişkiler yazarı.

Daha önce de ‘Lexus ve Zeytin Ağacı’ adındaki küreselleşmenin geleceği ile ilgili çok satan kitabı yayınlamıştı. ‘Dünya Düzdür’ esasen ‘Dünyada Herşey Birbiriyle Bağlanmış (Connected) Hale Gelmiştir’ gibi bir başlığı ima ediyor. Friedman için ‘futurist’ (gelecek bilimci) değil ‘presentist’ tanımı kullanılıyor. Yani ‘şimdiki zaman bilimcisi’. Gerçekten de dünyada mevcut olan radikal değişimleri herkesten önce fark edip bunları model olarak sunmayı becerebilen nadir yetenekli kişilerden biri. İşte Dünya Düzdür kitabı da bu özellikte bir eser. Friedman bugünün küresel dünyasının aslında 2000’li yıllarda yeniden kurulduğunu, bu yeni küresel dünyanın en önemli özelliğinin ‘İş Süreçlerinin Küreselleşmesi’ olduğunu ve bu nedenle de bu küreselleşme dönemine ‘Küreselleşme 3.0’ denmesi gerektiğini söylüyor.

Dünyada neler olup bittiğini anlamak isteyen ve entelektüel olduğunu düşünen okumazlarsa çok büyük eksiklik duyacakları son derece önemli bir kitap.

Tüm Hakları Saklıdır Arman Kırım 2007 Tasarım ve Uygulama